Orhan Bahçıvan
Yöremiz Aşıklarına Eleştiri Gözüyle Bir Bakalım
Tarih : 2011.08.18  10:04:27

Yöremiz Aşıklarına Eleştiri Gözüyle Bir Bakalım

  Kuzey Anadolu sahası Anadolu aşıklık geleneğinin başlangıcı sayılıyor. Edebiyat tarihçileri böyle tanımlıyor. Bizler tarafından da böyle kabul görüyor. Gel gör bu saha, ozanlık bazında son yüzyılın en kötü dönemini yaşamaktadır.

 Oğuz boylerinin en güçlü ozanı sayılan Dede Korkut bu yörenin ozanıdır. Kimilerine göre Bayburtlu, Kimilerine göre Kağızmanlı, kimilerine göre de Iğdırlı. »Sınır ötesi bir çıkış olursa, Azerbaycan ve Türkmenistan sahalarında da vardır Dede Korkut«. Hangi adı yazarsan yaz, yazılan adların çokluğu değil yörenin tekil oluşu önemlidir. Yani demem şu ki; Dede korkut bu yörenin ozandır.

 İşin aslına bakılırsa, ozanlık geleneği Şamanlık geleneğiyle eşanlamlı olarak yazılır. Şaman hocalarının aynı zamanda birer ozan oldukları artık biliniyor. Nereden bakarsan bak, MÖ 5. Yüzyıllara kadar uzanan bir geçmişten söz etmek gerekiyor.

 Bu denli köklü bir geleneğe sahip olan bu kuruma ne oldu da böylesine yozlaştı. Evet ne oldu ki, böylesine halktan kopuk, kendisini var eden halkı dışlayan bir kurum haline geldi.

 Kuzey Anadolu sahasına baktığımız zaman, birinci dünya savaşına gelinceye kadar, iyi kötü güçlü ozanlar çıkartmasını bilmiştir. Birinci dünya savaşından önce, bu sahanın sınırsız tek bir yöre olduğu az çok görülüyor. Dolayısıyla yöremiz ozanlarının da Azerbaycan sahasından beslendiğini görüyoruz.

 Ne zaman ki, mi-saki milli sınırları çizildi ve ne zaman ki, sözü edilen yörenin Azerbaycan sahasıyla ilişkisi kesildi işte, o zaman bu sanatın can damarı kırıldı diyebiliriz. İkinci bir neden, Cumhuriyet kültürünün yeni olması ve inşası için doğru dürüst bir kurumsal çalışma yapılmamasıdır.

 Yeni dönemde yapılan çalışmalar ele alındığı zaman, görülen manzara hiç de iç açıcı değildir. Nedeni ise ozanlık sahasında araştırmacı olarak kendini var sayanlar. Bu sözüm ona araştırmacılar, gerçek ozanlık sahasında yüz yılların birikimi olan kültürden habersiz kendi basit dünya görüşlerine göre araştırıp yazmalarıdır.

 Bu konuyu araştırmacılar açısından biraz gerilere götürmekte yarar var. Bir zamanlar araştırmacı olarak kendilerini görenler, Ercişli Emrah’ı bilmedikleri ve Emrah adına ne bulduysalar Erzurumlu Emrah adına kaydetmeleri, daha sonra Ercişli Emrah gerçeğini örtbas edemeyince Erzurumlu Emrah’ı sahte şöhretli olarak yazmalarına neden olmuştur.

 Ozanlık sahası çok geniş bir sahadır, bu geniş sahayı alıp küçücük bir partinin şemsiyesi altında imiş gibi göstermek ayıpların en büyüğüdür. Bu ayıp şemsiyenin altına giren ozanlarında onları o şemsiyenin altında imiş gibi gösterenlerde ne denli büyük bir yanılgının içinde olduğunu göreceklerdir.

 Sözünü ettiğimiz ozanlık geleneği öyle bir yada iki partinin şemsiyesi altında olmuş olsaydı bugün ondan söz edilmezdi. Böylesi basit, böylesi anlamsız yazıların kısır bir döngüden ibaret olduğunu herkes biliyor.

 Sözün özgür ağırlığını kendi kişisel hırsları uğruna yok etmek, hiçbir araştırmacının görevi olmamalı. Bu gün ki köhne dünya görüşlerini yüz yıllar ve hatta bin yıllar öncesi ozanların şiirleriyle anlatmak kanımca hataların en büyüğüdür. Dahası var ki, bizi ve bizim gibi her ozana eşit mesafeden bakanları oldukça rahatsız eden görüntülerden söz ediyoruz.

Yöresinde rüştünü her alanda ispatlamış bir ozanın nedense yazdığı ve söylediği onca eserin içinde cımbızla seçilmiş ve tarihi olayların akışıyla yazılan bir yada birkaç eserini gün yüzüne taşıyanlar bu yaptıklarıyla ozanlık sahasına hizmet yerine hizmetsizlik ettiklerinin farkındadırlar sanıyorum.

 Bu ozanları kendi dünya görüşlerine uygun şiirler söylemeleri için zorlama ve bütün ozanlara tek tip elbise giydirme olayı neleri getirip, neleri götürmüştür bunu ancak bizler anlayabiliyoruz. Bu anlayış hikmetse bizler rahatsız ettiği kadar günümüz ozanlarını  rahatsız etmiyor. Buna yüzlerce örnek vermek mümkündür. Örnek vermekten öte genele yansıyan yaklaşımları dile getirelim.  Yöre kalıpları içine sıkıştırılmış ve onlar o kalıp içinde kalmalarını  mecbur kılmış düşüncelerin karşısına şu sözleri koymak gerekir. Yerel topraklara ayak basmış ozanlar, ayakları altındaki topraklarla cezalandırılmıştır. Oysa Oturduğu yerde verdiği eselerlerle evrensel kültürün içinde rüştünü ispatladıkları halde, nedense bizim bu bilgisiz araştırmacıların değerlendirmeleriyle radyolarda bile ulusal sanatçı olarak bile değer bulamıyorlar.

 Evrensel olayını az açmakta yarar var. Birkaç isim yazalım. Kerem, Köroğlu, Karac’oğlan, Yunus İmre, ve daha niceleri eserleriyle evrensel kültürün değerleri olduğunu biliriz, biliriz de,  nedense kendi kişisel dürtülerimiz uğruna bunları vura vura yok etmişler. Bir köroğlu7nu bakıyorum Üç kıtada adından söz edilir, ama nedense bizde hala dağda ekmek çalan eşkıya.

Yöre ozanları yarışmalara katıldıkları aman kendilerinden yeni sisteme övgüler içeren şiirler söylenmesi ve karşılığında Cumhuriyet altını ya da madalyası verilmesidir. Şiirin kalitesine bakılmadan, sadece slogan yapılı ve  kişisel övgüyü kim daha iyi yapmışsa onun ödüllendirilmesi görülüyor. Aslına bakılırsa bu alanda ödüllendirilen şiirlerin hiç birisi yeni gelen sistemi anlatan şiirler değildir. Buradaki amaç, topluma yeni sistemi benimsetmek için o,zanlar alabildiğine kullanılmıştır.

  Yine sözün başına dönelim. 9 ile 12. nci yüz yıllardan bu yana bu gelenek “halk ozanı”, »halk şairi«, “halk aşığı” gibi adlar alarak günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.

 Yüz yıllar boyunca yöremiz ozanlık geleneğinde hep Azerbaycan’ın gölgesinde kalmıştır. Alınan mahlaslar, okunan makamlar, anlatılan halk hikayeleri hemen hemen çoğunluğu böyledir  Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Bu sözlerime örnek olarak vereceğim hikayeler vardır. Bizim yöremizin ozanlarının anlattığı hikayelerin kendi özgü olmadığını görüyoruz. Örnek, Çıldırlı Aşık Şenlik’in anlattığı hikayelerin Azerbaycan çeşitlemelerini bulmak mümkündür. Azeri anlatımlar ise, daha  önceki bir tarihe rastlamaktadır. Köroğlu anlatımları da böyledir.

 Yöremizde yetişmiş binlerce ozan adından söz ediliyor ve ben de bir araştırmacı olarak Bu ozanlar üstüne yıllardır araştırmalar yapıyorum. Sözün doğrusu, özgün şiir geleneğini birkaç ozanın birkaç şiirinde ancak bulabiliyoruz. Bunun dışında kalanlar ise, söz döşeme sisteminden tutun da kafiye, redif, ayak sistemleri ya çok basit yola girilerek üretilmiştir, ya da sadece redif sistemine dayanarak üretilmiştir.  Gerçi ses benzerliğinden yararlanıyorlar. Ama ne olursa olsun, özgün bir eserden söz etmek olası değildir.

Yöremizin ozanları, bu haldeyken, kendilerini aştıranların düşünce yapısına yamanmışlar. Tıpkı Cumhuriyet altını almak için, bilinçsizce Cumhuriyete yamandıkları gibi.Şiir demek özgün anlatım demektir, Şiir demek, tekrardan, taklitten çok kendine has anlatım demektir. Yöremiz ozanlarında bunu göremiyoruz. Kimi parti sevdasına düşmüş, kimi tarikat, kimi de uçkur derdine. Ama ne olursa olsun bu ozanlar ozanlık geleneğinin birer temsilcileridir. Bu yanlarına saygıyla yaklaşıyoruz. Dahası Ozanlık geleneğine özgü eserler vermelerini bekliyoruz.

 Yöremiz ozanlarını böyle acımasızca eleştirmek benim görevimdir. Çünkü, okumayan ümmîlik ayaklarına yatan ve pirinden şeyhinden ve daha nice gaipten sesler duyarak günümüz insanlarına seslenmek hayalcilikten öte bir şey değildir. Şahsen ben bunlara inanmayan biriyim. Bunu birkaç yazımda da dile getirdim. Ne günümüz ozanlarına ne de geçmişte ki ozanların bu anlattıkların inanmıyorum. Bu anlatım sadece İslam ile birlikte ozanlık geleneğine girmiş bir anlatımdır. Ben bu anlatımın gerekçelerini de birkaç kez yazdım.Yöremiz ozanları, bilmiş olsunlar ki, kendileri aramızdan ayrılınca serleri de bir zaman sonra aramızdan ayrılacaktır.  Kendilerini var eden, büyüten, besleyen insanlara hor bakmasınlar. Çünkü, onların hor baktıkları onların ekmeklerini veriyor. unutmasınlar.Orhan Bahçıvan

4612 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları
Aktif Ziyaretçi: 4 Bugün Gelen: 189 Dün Gelen: 189 Toplam Ziyaretçi: 588471